
Dokuz yüz sayfalık bu kitapla ilgili anlatmak istediklerim o kadar çok ki… Gerçekten zorlu bir kitap bu. İkinci, üçüncü, dördüncü kez okumayı isteyebileceğiniz türden. Anlamak ve tadını daha çok çıkarmak için yani. Hayat, ölüm, zaman, hastalık, beden, müzik, doğa, mistizm, aşk gibi hayatın bir çok yönünün derinlemesine ve inanılmaz detaylarla işlenmesi insanda ön yemekler olmadan sürekli birbirinden leziz ana yemekleri yediğiniz -ve midenizin hala talep etmeye devam ettiği- hissini veriyor. Zaman, beden algısı-anatomisi, müzik gibi bazı değiniler de yoğun tatlılar gibi. Ömrüm olsa en az bir kez daha okuyabilsem..
Ben bir edebiyat eleştirmeni değilim. Burada tutkulu bir okuyucu olarak, okuma zevki benimkine benzeyen arkadaşlarla okuma notlarımı paylaşıyorum. Bu kitabı hakkıyla eleştirme işi gerçek eleştirmenlerin. Şimdi yazacaklarıma o gözle bakın lütfen.
Önce hikaye:
Gemi mühendisi olarak işe başlamaya hazırlanan Hans Castrop ciğerindeki bir sorun yüzünden , 3 haftalığına İsviçre’nin dağ köyü Davos’a, Berghof Sanatoryumuna gelir. Asker olmaya hazırlanan kuzeni Joachim de ciğer hastalığı yüzünden bir süredir burada kalmaktadır. 3 haftalık süre sonunda başhekim Behrens hastalığının iyileşmediğini, 6 ay daha aklaması gerektiğini söyler. Süre 7 yıla uzar. Castrop savaş başlayana kadar orada kalır. Bu süre boyunca bir iç gelişim, olgunlaşma yaşar. Oraya geldiğinde sıradan bir adamken, 7 yıl boyunca hayatın hemen her yönüyle ilgili düşünme ve saptamalarda bulunup kendi gerçeklerini bulma zamanı olur. Bu sırada üzerinde en çok düşündüğü konular yukarıda da saydığım zaman, yaşam, ölüm, aşk, hastalık algısı, beden algısı, özgürlüktür. Ayrıca insan anatomisi, botanik, müzik, mistizm, savaş gibi farklı konular da da derinlemesine düşünür.
İlk önceleri, olgunlaşma yolculuğunda Settembrini adındaki İtalyan ona rehberlik yapar. Daha sonra Settembrini’ye zıt kişilikteki Naphta ve Settembrini arasındaki fikir çatışmaları da ona fayda sağlar. Ancak iki-üç yıl sonra artık yolda tekbaşınadır.
İlk yıllarda aşık olduğu Clavdia, Başhekim Behrens, hekim yardımcısı Krokowski, kuzeni, Mynheer Peeperkorn (Clavdia’nın karizmatik-yaşlı sevgilisi) ve diğer sanatoryum sakinleri romandaki etkili kişilerdir. Her birinin Hans Castrop’un iç yolculuğunda önemli yeri vardır.
En çok nelerden etkilendim:
Detaylar: Anatomiden müziğe, botanikten politikaya kadar bir çok konuda öyle ince detaylar verilmiş ki, bu detayları verebilmek için mutlaka uzunca süre ciddi araştırmalar yapmak lazım. Ve bu detaylar hayatın gerçeklerini kavramada öyle işlenmiş ki birdenbire aydınlanıveriyorsunuz.
Zaman kavramına en iyi açıklama: Ben böyle diyorum. Belki de zamanı böylesine farklı – ancak kabul edilebilir- anlatan başka bir kitap yoktur. Berghof’da zaman sınırsız, durmuş, başka bir boyuta geçmiş gibi. Zaman kahvaltı ile çay saati arasındaki dilimle ölçülüyor. Ya da Çağlayanın yanına kadar yürüdüğünüz süre ile. Durağanlık var.
“Hamburg’dan Davos’a yayan giderseniz yirmi saatte varırsınız ama bu yolculuk beyninizde yalnızca bir andır.”
“Zamanı yeni ve ilginç şeylerle doldurmanın, onun geçmesini sağladığı-aslında kısaltmak demek istiyoruz-, buna karşın tekdüzeliğin ve boş durmanın zamanı ağırlaştırdığı ve onun akışına engel olduğu kanısı yaygındır. Oysa bu her zaman böyle olmaz. Boş durmak ve tekdüzelilik bir anı ya da bazen bir saati bile uzatıp can sıkıcı bir hale getirebildiği gibi, hiçliğe indirgenene dek, çok büyük hatta en büyük zaman dilimlerini de kısaltıp eritebilir.”
Karakterlerin fonksiyonu: Hans Castrop asıl kahramanımız. Ondan başka tüm karakterler onun içsel gelişimine hizmet edecek şekilde tasarlanmış, her biri bir fikir oluşumuna, içselleşen bir bilgiye hzimet edecek vasıftalar. Bu anlamda biraz “kondurma” lar. Yani pek doğal değiller. Sıcaklık ya da özdeşim hissedebileceğiniz bir kahraman yok.
İyi bir iç yolculuk romanı: İç yolculuk romanlarında hızlıca bir şeyler olur, kişi birden aydınlanıverir, sindirme aşamasını, çelişki, inkar, tökezleme, şaşırma gibi ayrıntılara kabaca değinilir. Burada yolculuğun hemen her aşaması ağır ağır, iyice anlatarak aktarılıyor. Yazar neyin ne olduğu kibarca gözümüze sokuyor.
Leitmotive: Daha çok müzikte kullanılan bir öğe bu. Bir fikir ya da nesnenin birkaç kez kullanılması. Castrop’un küçüklüğünde az konuştuğu ancak beraber olmaktan mutlu olduğu bir arkadaşı var. Pribislav Hippe. Tatar görünümlü bu çocukla aralarında konuşma geçen ender ve etkileyici bir sahne var. Hans kalemini unutuyor ve resim dersine girmeden önce ondan kalemini istiyor. Bir kalem tutucusunun içinde veriyor kalemi Pribislav. İade etmeyi unutmamasını söylüyor. Hans’ın aşık olduğu egzotik –tatar görünümlü- Clavdia ile uzun süren bir sessizlik döneminden sonra önemli bir gecede, (Faust’daki Valpurgis gecesine göndermeler yapılan bir gece) aynı sahne geçiyor. Kalem isteniyor. Clavdia bir kalem tutucusunun içinde veriyor kalemi ve geri vermeyi unutmamasını söylüyor. Bunlar – kalem ttucusu, tatar gözler, kalemi geri vermeyi unutma- bir leitmotiveler. Hans Castrop 7 yıl kalıyor sanatoryumda, 7 ay sonra Valpurgis gecesi yapılıyor, aşkını itiraf ediyor, kitap yedi bölümden oluşuyor. Savaşa katılıyor Hans Castrop ve 7 saatlik bir yürüyüşten sonra savaş alanına varıyor. Belki başka 7 lerdevardır. Daha dikkatli bir gözle okumak lazım.
“ …biz var olduğumuz sürece ölüm yoktur, ölüm olduğunda da biz yokuz. ….Bizimle ölüm arasında gerçek bir bağlantı yok. Bizimle ilgili bir şey değil ölüm.”
Düzlük-yukarısı: Hans Castrop için şehir, geride bıraktığı hayat, insanlar “düzlük” tür. Sanatoryum ise yukarısı. Artık o yukarıdadır. Beden olarak hasta, ama içinde aydınlık. Düzlüktekiler sağlıklıdır ancak beyinleri ve kalpleri karanlık ya da boş şeylerle doludur. Hans Castrop iyileşse de ateşi düşmez. Çünkü düzlüğe gitmek istemez. İçinin iyice aydınlanmasını bekler. Düşünceleri yoğunlaştıkça ateşi de artar.
Defalarca okunsun.
Can Yayınları, Çev: İris Kantemir, Birinci cilt: 423 sayfa, İkinci cilt: 458 sayfa.
NOT: Haruki Murakami'nin şahane kitabı İmkansızın Şarkısı'nda Vatanabe dağda özel bir klinikte yatan aşkını ziyaret ederken - oraya giderken ve orada kaldığı sürede- Büyülü Dağ'ı okuyordu. Okumasa ben de bu kitabı okuyamazdım belki.